Evet 5 aydır falan bloguma yazamadım.Sanırım özenerek ve çok büyük keyif alarak okuduğum bloglardan sonra benimki biraz tembel işi oldu. Ben iyi bir okuyucuyum ama iyi bir yazıcı değilim sanırım.Aslında bu blogu olustururken oğluma ilerde okuyabilecegi ben neler yapmısım diyebileceği günlük tarzında birşeyler kalsın istedim. Az da olsa elimden geldiği kadar yazmaya çalışıyorum.Eveeet nerde kalmıştık. Aslında geçirdiğimiz bu 5 ay içinde hayatımızda çok büyük değişiklikler ve yenilikler:) oldu.
Bunlardan ilki ve herseyin yani tüm değişikliklerin başlangıcı HAMİLE olmam.Aslında ikinci kez bunu öğrendiğimde bunun beklyerek ve planlayarak, hayatımı önceden buna göre ayarlayarak öğrenmiş olmayı hayal ettim hep.Ama yine hazırlıksız yakalandım.Aslında bakılırsa hayatın bana süprizleri bu kadarla kalmadı.Çünkü ikizlerimin olacağını ve ikisininde erkek olacağını öğrendiğimde aklımın geri kalanını Allaha teslim ettim.Allah yardmcım olsum evde 4 erkek.İMDATTTTTTTTTTTTTTTTTTTT......
Evet gelelim ikinci değişikliğe.Aslında bu eninde sonunda olacak bir şeydi ama sonuclarından ve süreclerinden korktuğum ve oğluma kıyamadığım için bir türlü denemeyi bile aklıma getiremiyordum.Ama durmumdan dolayı artık buna mecburdum ve başardım.22 ay bir fiil emen,başka hiç birşekilde uyumayan (sadece emerek uyuyan),yarım saatte bir yakama yapışan oğlum sonunda (ikimizinde çok ağrılı,ağlamalı ve hastalanarak geçirdiği bir süreç sonunda) yaklaşık 2 haftalı bir uğraşın,uykusuz ve aç geçirilen günler ve gecelerin sonunda emmeyi bıraktı.Başta kendimi bunu ona yaptığım için çok kötü hissettim.Ama şimdilerde anlıyorum ki keşke daha önce bıraktırabilseymişim. Emme olayını bıraktıktan sonra yani 1 ay içinde bende de oğlumda da gözle görülür bir rahatlama süreci oluştu. En büyük problemimiz olan uykusuzluk ve iştahsızlık birazda olsa kabuslarım olmaktan çıktı.Emerken biberonu ağzına almazdı,süt içmezdi kendi basına yada aykta uyumazdı.Şimdi günde 1 lt ye yakın Nestlenin devam sütünden içiyor (hemde biberonla) , geceleri neredeyse 7-8 kere emmek iin uyanan oğlum sadee 1 kere st içmek için uyanıyor,boyu uzadı, baslaa kilo kaybetsede şimdilerde toparladı ve eskisi kadar huysuz ve herseye ağlayan bir çocuk olmaktan çıktı.Ben o zamanlar ağlamasını hep 2 yas sendromuna bagladım ama sorun sadece 2 yas sendromunun getirdiği problemler değilmiş ,doymadığı için ve hep emmek istediği içinmiş.Hem ben rahatladım hem oğlum.Şİmdi çok temkinliyim.Eee nede olsa sütten eğzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş....
Bu kadar gelişmenin yanında 1 Ağustosta oğlumun 2 doğum gününü busefer kendi aramızda (anne,baba,çocuk) çekirdek aile olarak ama 1 gün sonra sahile giderek kutladık.Bu oğlumun denizle ilk tanısmasıydı ve adeta bayıldı sudan çıkaramadık daha sonra çocuklarında çok güzel vakit geçirdiği doğayla içiçe olan bir yerde yemeğimizi yedik ve unutamayacagımız bir gün daha gecirdik.
Evet şimdilik bu kadar.hersey yolunda gibi.Hamileliğimin 5.5 ayındayım ve şimdiki endişelerim sadece tek çocuk için değil 3 çocuk için ama Allahın izniyle yine hersey yoluna girer inşallah(yani bebekler doğduğunda) Eeee ne demişler SU YOLUNU BULURmuş..Hadi inşalah.
9 Eylül 2009 Çarşamba
7 Eylül 2009 Pazartesi
1 Mayıs 2009 Cuma
24 Mart 2009 Salı
16 Mart 2009 Pazartesi
İKİ YAŞ SENDROMU
İki Yaş Sendromu
İki yaş dönemi çocuk gelişiminin en önemli ve en zor devresi. Sık sık yaşanan öfke nöbetleri anne ve babalara zor anlar yaşatıyor. Ancak problemlere karşı hazırlıklı olarak 2 yaş sendromunun üstesinden gelmek mümkün.
Anne ve babalar bebeklik döneminin yorucu temposundan kurtulduktan sonra her şeyin daha kolay olacağını düşünüyorlar. Ancak, her yaşın ayrı bir zorluğu olduğunu hatırlatmakta yarar var. Özellikle çocuklarda özerklik dönemini diye adlandırılan 12-36 aylarda önemli değişiklikler gözleniyor. 2 yaşla birlikte çocuklar sadece yürümekle, konuşmakla yetinmiyor, kendi bildiklerini okuyorlar. Sinirleniyor, ağlıyor ve öfke nöbetlerine kapılıyorlar. Bu noktada aileler ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Öncelikle sorunlara karşı hazırlıklı olmak gerekiyor. İki yaş ve sonrasında anne - babaların kendilerini nelerin beklediğini bilmeleri son derece faydalı. Sebepleri bilindikten ve gerekli önlemler alındıktan sonra iki yaş dönemini atlatmak aslında hiç zor değil.
Doğal bir tepki
Bu negatif dönemde çocuk dengesiz, olumsuz ve inatçı oluyor. Anne ve babasıyla sürekli çatışma halinde olan çocuk onların istediğinin tam tersini yapıyor. Kısa bir süre öncesine kadar neşeli, söz dinleyen ve kolay yönetilebilen çocuk, birdenbire ters ve huysuz oluyor. Acıbadem Hastanesi’nden Psikolog Penbe Yazıcı bu durumun son derece doğal olduğunu belirterek şunları söylüyor: “2 yaş çocuğunda yargılama düzeyi oldukça yetersizken güçlü irade kombinasyonu onun anne babayla sıkça çatışmasına yol açar. İşte bu çatışmaların en üst noktası öfke nöbetleridir. Bu nöbetler çocuğun mutlaka kötü huylu, iyi yetiştirilmemiş ya da sorunlu olduğu anlamına gelmez. Sadece bu yaşlarda doğal kabul etmemiz gereken kontrolsüzlüğün ifadesi diyebiliriz. Çocukların öfke davranışları ; her şeye itiraz etme, ağlayıp kendini yere atma, başını duvara veya yere vurma, yemeği reddetme, yediği yemeği kusma, eline geçeni fırlatma gibi oldukça çeşitlidir.”
Öfkenin nedenleri
İki yaşına kadar edilgen, bağımlı ve güçsüz olan çocuk, yürüme ve konuşmanın başlamasıyla kendini ifade etmenin yollarını ararken sosyalleşmenin de adımlarını atıyor. Sosyalleşmeye çalışırken de kendilerinde öfkeyi oluşturacak uyaranlarla karşılaşıyorlar. Psikolog Yazıcı bu uyaranları şu başlıklar altında topluyor:
Oyuncağının elinden alınması
Yıkanma
Engellenme
Baskılı tuvalet eğitimi
Yemek yeme
Annenin aşırı koruyucu olması, ailede öfke ve şiddet, çocuğun fizyolojik ve psikolojik gereksinimlerinin doyurulmaması,aşırı kuralcı anne-baba davranışları, kardeş kıskançlığı gibi durumlarda da öfke davranışlarıyla karşı karşıya kalınıyor.
Anne ve babaya düşen görevler
Bu dönem anne-baba ve çocuk arasında ilk çekişmelerinde yaşandığı bir dönem olduğu için, onların dengeli ve tutarlı davranışları oldukça önemli. Her şeyden önce anne-baba bu olumsuz tutum ve hırçınlıkların geçici bir durum olduğunu bilerek sabırlı davranmalı, çocuğu katı bir düzene zorlamadan, soğukkanlı bir biçimde çocukla gereksiz çekişmelere girmeden ilgisini oyunlara yönlendirmeli. Psikolog Yazıcı anne ve babalara şu uyarılarda bulunuyor: “ Anne - baba çocuğu korkutmamalı, öfkeyi dindirmek için çocuğun her istediğini yapmaktan kaçınmalı,davranışla uyumlu olmayan gereksiz cezalar uygulamamalı, çocuğun öfkeli davranışları anne-babanın öfkesine yol açmamalıdır. Zaten çocuğun problemi, sakinleşememektir. Anne baba da sinirlenirse çocuğun öfkesi beslenir. Doğru olan çocuğun yanından çıkmak, sakinleşene kadar yalnız bırakmak, daha sonra yanına gelmektir. Unutulmamalı ki bu yaşta çocuğun öfkesi sosyal çevreye uyum çabalarının da bir parçasıdır. Çocuğun her türlü öfkesini kısıtlarsak bu kez öfkeyi kendine yönelten çocuk kendini ısırmaya, saçlarını koparmaya yani kendine zarar vermeye başlar."
Bazen çocuğun öfke krizleri karşısında anne - baba çözüm üretemiyor, hatta çocukla ilişkileri bozulma noktasına geliyor. İşte bu noktada sadece öfke gösteren çocuğun değil ebeveynlerin de profesyonel yardım almalarında fayda var.
İki yaş dönemi çocuk gelişiminin en önemli ve en zor devresi. Sık sık yaşanan öfke nöbetleri anne ve babalara zor anlar yaşatıyor. Ancak problemlere karşı hazırlıklı olarak 2 yaş sendromunun üstesinden gelmek mümkün.
Anne ve babalar bebeklik döneminin yorucu temposundan kurtulduktan sonra her şeyin daha kolay olacağını düşünüyorlar. Ancak, her yaşın ayrı bir zorluğu olduğunu hatırlatmakta yarar var. Özellikle çocuklarda özerklik dönemini diye adlandırılan 12-36 aylarda önemli değişiklikler gözleniyor. 2 yaşla birlikte çocuklar sadece yürümekle, konuşmakla yetinmiyor, kendi bildiklerini okuyorlar. Sinirleniyor, ağlıyor ve öfke nöbetlerine kapılıyorlar. Bu noktada aileler ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Öncelikle sorunlara karşı hazırlıklı olmak gerekiyor. İki yaş ve sonrasında anne - babaların kendilerini nelerin beklediğini bilmeleri son derece faydalı. Sebepleri bilindikten ve gerekli önlemler alındıktan sonra iki yaş dönemini atlatmak aslında hiç zor değil.
Doğal bir tepki
Bu negatif dönemde çocuk dengesiz, olumsuz ve inatçı oluyor. Anne ve babasıyla sürekli çatışma halinde olan çocuk onların istediğinin tam tersini yapıyor. Kısa bir süre öncesine kadar neşeli, söz dinleyen ve kolay yönetilebilen çocuk, birdenbire ters ve huysuz oluyor. Acıbadem Hastanesi’nden Psikolog Penbe Yazıcı bu durumun son derece doğal olduğunu belirterek şunları söylüyor: “2 yaş çocuğunda yargılama düzeyi oldukça yetersizken güçlü irade kombinasyonu onun anne babayla sıkça çatışmasına yol açar. İşte bu çatışmaların en üst noktası öfke nöbetleridir. Bu nöbetler çocuğun mutlaka kötü huylu, iyi yetiştirilmemiş ya da sorunlu olduğu anlamına gelmez. Sadece bu yaşlarda doğal kabul etmemiz gereken kontrolsüzlüğün ifadesi diyebiliriz. Çocukların öfke davranışları ; her şeye itiraz etme, ağlayıp kendini yere atma, başını duvara veya yere vurma, yemeği reddetme, yediği yemeği kusma, eline geçeni fırlatma gibi oldukça çeşitlidir.”
Öfkenin nedenleri
İki yaşına kadar edilgen, bağımlı ve güçsüz olan çocuk, yürüme ve konuşmanın başlamasıyla kendini ifade etmenin yollarını ararken sosyalleşmenin de adımlarını atıyor. Sosyalleşmeye çalışırken de kendilerinde öfkeyi oluşturacak uyaranlarla karşılaşıyorlar. Psikolog Yazıcı bu uyaranları şu başlıklar altında topluyor:
Oyuncağının elinden alınması
Yıkanma
Engellenme
Baskılı tuvalet eğitimi
Yemek yeme
Annenin aşırı koruyucu olması, ailede öfke ve şiddet, çocuğun fizyolojik ve psikolojik gereksinimlerinin doyurulmaması,aşırı kuralcı anne-baba davranışları, kardeş kıskançlığı gibi durumlarda da öfke davranışlarıyla karşı karşıya kalınıyor.
Anne ve babaya düşen görevler
Bu dönem anne-baba ve çocuk arasında ilk çekişmelerinde yaşandığı bir dönem olduğu için, onların dengeli ve tutarlı davranışları oldukça önemli. Her şeyden önce anne-baba bu olumsuz tutum ve hırçınlıkların geçici bir durum olduğunu bilerek sabırlı davranmalı, çocuğu katı bir düzene zorlamadan, soğukkanlı bir biçimde çocukla gereksiz çekişmelere girmeden ilgisini oyunlara yönlendirmeli. Psikolog Yazıcı anne ve babalara şu uyarılarda bulunuyor: “ Anne - baba çocuğu korkutmamalı, öfkeyi dindirmek için çocuğun her istediğini yapmaktan kaçınmalı,davranışla uyumlu olmayan gereksiz cezalar uygulamamalı, çocuğun öfkeli davranışları anne-babanın öfkesine yol açmamalıdır. Zaten çocuğun problemi, sakinleşememektir. Anne baba da sinirlenirse çocuğun öfkesi beslenir. Doğru olan çocuğun yanından çıkmak, sakinleşene kadar yalnız bırakmak, daha sonra yanına gelmektir. Unutulmamalı ki bu yaşta çocuğun öfkesi sosyal çevreye uyum çabalarının da bir parçasıdır. Çocuğun her türlü öfkesini kısıtlarsak bu kez öfkeyi kendine yönelten çocuk kendini ısırmaya, saçlarını koparmaya yani kendine zarar vermeye başlar."
Bazen çocuğun öfke krizleri karşısında anne - baba çözüm üretemiyor, hatta çocukla ilişkileri bozulma noktasına geliyor. İşte bu noktada sadece öfke gösteren çocuğun değil ebeveynlerin de profesyonel yardım almalarında fayda var.
8 Mart 2009 Pazar
ÇOK İŞİM VAR ÇOKKK.....
Yapmam gereken okadar çok işim varki.Ama yapmak hiç istemiyor canım.Ne yapmalı bilmem?Çamaşırlar yığıldı yine ütüle beni diye gözlerimin içine bakarken hergün düzeltmekten bıktığım ( oğlum sayesinde ) çamaşır çekmeceleride cabası.Ya hergün günde 3 kez süpürmek zorunda kaldığım salona ne demeli.Yaaa hergün aynı şeyleri yapıyorum ama yine aynı herşey.Yoruldum ve çok sıkıldım artık.Aslında biraz mola vermeli,dinlenmeli,kendini dinlemeli bi süre hazır baharda geliyorken çiçekler,böcekler,miss gibi hava ,bahar rüzgarları eserken sokaklarda neden benim evimdede esmesin.En çok beklediğim şeyde şöyle oğlumla sabah sıcak bastırmadan çıkıp susaka gitmek,güzel bir kahvaltı etmek,o parkta oynarken onu doyasıya seyretmek,oyundan sıkıldığı zaman yürüyerek anneanneye gitmek orda güzel bir ikindi uykusu çekmek uyanıp annemin miss gibi çayını yudumlarken hazırladığı leziz yiyeceklerden yemek çok geç olmadan evimize geri dönmek ve hasretle babamızı beklemek.Sanırım bu saydıklarımın arasında temizlik,düzen,ütü,yemek yapmak gibi terimler geçmedi demi.Zaten gerçekte bu saydıklarımın hepsini bir günde bu kadar özgürce yapmam biraz hayal ,birazı fazla tamamı hayal.Neyse en azından yinede hayal kurabiliyorum.Bu da yeter.Yine de bahar geldiği için içim kıpır kıpır ve kendime söz veriyorum en azından hayal kurmaktan vazgeçmiyeceğim.Hadi bana kolay gelsin...
28 Şubat 2009 Cumartesi
25 Şubat 2009 Çarşamba
HER DERDE DEVA OĞLUM...
Semra teyzesi ve Pınar teyzesi anneannemin cenazesi için gelmişlerdi.Herkes çok üzgündü ama oğluş sağolsun birazda olsun yüzlerini güldürebildi. Ya herzaman söylüyorum sanırım da herzaman söyleyeceğim İYKİ VARSIN OĞLUM VE İYKİ BENİMSİN......
24 Şubat 2009 Salı
SENİ ÇOK SEVİYORUM CANIM OĞLUM...
Kar yolları kapamıştı, sen karnıma düştüğünde...
Seni öğrendiğim gece bütün ışıkları söndürmüş, evimin karşısındaki yokuşu aydınlatan sokak lambasının üçgeninde kar taneciklerini izlemiştim uzun uzun.
' Masallara kar yaraşıyor, ' diye düşünmüştüm.
Kar beyaz demek, kar umut demek, kar masal demek, masal demek sen demek, sen demek hayatımdaki en güzel masal demek.Masalım benim, hayatım,aşkım,kalbim,herşeyim.
Annem hep bana birşeyler anlatıp ben ikna olmayınca ' anne olunca anlayacaksın kızım ' derdi. Meğer ne kadar haklıymış.Anne olunca anladım. Sana gelecek bütün olumsuzluklar bana gelsin, sen hiç üzülme, o güzel yüzün hep gülsün. Seni çok seviyorum canım oğlum.Bazen üzerinden çıkartığım pijamalarını uzun uzun kokluyorum. Yetmiyor sanki seni günde belki de bin defa öpüp koklamam oyüzdendir bide pijamalarını koklamam. İyki geldin oğlum,sen gelmeseydin eğer hayatım bir masal olmayacakmışşş meğer . Şimdi masalların en güzel olanını yaşıyorum ve bir gün uyanmaktan çok korkuyorum ve uyanacaksam da eğer sensiz uyanmak istemiyorum.
Ben seni çok seviyorum çokkkkkkkkkkkkk................
21 Şubat 2009 Cumartesi
DESTEK....
Bloga son yazımdan 3 gün sonra anneannemi kaybettiğimi öğrendim.Anneannem 82 yaşındaydı ve gayette sağlıklı ve kendine bakan bir insandı.Yılbaşından birkaç gün önce annemle beraber grip olmuşlar ve tüm ısrarlarımıza rağmen gripten doktora gidilmez demişti.Ama iştahı kesildiği için annem ve teyzem zorla hastaneye götürmüşler doktor da hastaneye yatırmayı uygun bulmuştu.Son ana kadar bilinci yerindeydi.Annemle o gün en son saat 3 gibi telde konustuk ama anneanemin sesi anneminkinden daha çok geliyordu bana .2 saat sonra tekin bababm ve annem eve geldiklerinde hiç böle bişey için geldikleri aklıma bile gelmemişti.Şok oldum.Allah rahmet eylesin.Anneannecim seni çok özleyeceğiz....
Annem çok üzüldü.Anneannem son 1 yıldır bizimle kalıyordu.Annemi ençok üzen şey onu zorla doktora götürdüğü için kendini suçlu hissetmesiydi.Kendini hala bir boşlukta hissediyor.Bir müddet bizde orda kaldık.İşte bu fotolarda o günden.Oğlum benim annemin üzüntüsünü anlamış olacak 2 gün böle uyudular.Aslında hiç huyu deildir normalde bile zor uyyan çocuk 3 saat hiç uyanmadan böle uyudu 2 gün boyunca ve annem nereye gittiyse peşinden 1 adım bile ayrılmadı.Normalde emerek uyuyan çocuk hep annemin ayağında uyudu.Sanki onu oyalayarak unutturmak istedi acısını.Canım oğlum eğer bir gün bana bişey olrsa gözüm arkada kalmayacak çünkü sen aileme 2 evlat oldun torun deil.Eminim sen onlara onlarda sana çok iyi bakacak ve birbirinize çok iyi destek olacaksınız.
sizleri çok seviyorum.İyiki varsınız....
7 Ocak 2009 Çarşamba
HAYAT...
Hayat; sevdiğine sevmediğine, tanıdığına tanımadığına, büyüğüne küçüğüne, dostuna düşmanına karşılık beklemeden, zarar vermeden sonsuz alçakgönüllülükle ve iyi niyetle kanat açabilmek-onu koruyabilmektir.Günümüzde yaşanan savaşları kınıyorum.Keşke insanların özelliklede o vahşeti yaşatanların şu resimdeki kuş kadar beyinleri olsada biz napıyoruz diyebilseler, bu vahşeti durdurabilseler...
3 Ocak 2009 Cumartesi
Kaydol:
Yorumlar (Atom)





